Anlam Arayışı

Yerini bulamamak – Yersiz yurtsuz hissetmek

Yerini bulamamak - Yersiz yurtsuz hissetmek için ai resim.
Written by admin

“Bu dünya bir misafirhanedir, giren çıkar, durmaz geçer. Buraya ait olduğunu sanan, gölgenin kendisine sarılan gibidir.” Demiş büyük üstat Ahmet Yesevi. Kalmayacaksak sürekli, neden yalan tesellilerle yetinelim ki burada?

Buralı mısın ki bir yerin olsun? Buraya ait misin ki yerini bulasın? Evinden ayrı, gurbette doğmuş birisin sen, Yersiz yurtsuz hissetmen doğal. Burada ait olan herhangi bir şey seni nasıl teselli etsin? Yerini bulduğunu söyleyene bir bak, nasıl da kendisini kandırıyor, nasıl da teselli ediyor kendini yalancı tanrılarıyla. Olmayan, yaratılmamış bir şey nasıl olabilir? “Yerimi buldum” diyen razı olmuştur kendisini bulan o yere, kendisinin bulduğu değil. Kendini kandırmaktan, kendinin ve toplumun yarattığı halüsinasyonlarla oyalanmaktansa gerçeği kabul edip, buraya ait olmadığını bilerek yerini aramayı bırakıp bulunduğun yeri doğru yer olarak kabul etsen senin için daha iyi olmaz mıydı? Bırak yerin bulsun seni, sen onu değil. Bir şey varsa insanda, verildi diye vardır sadece.

“Bizi Kendin için yarattın Tanrım; ve kalbimiz Sende huzur buluncaya dek huzursuzdur. Çünkü bu dünya bizim yurdumuz değil, gurbetimizdir.” Aziz Augustinus (St. Augustine)

“Ruh bu dünyada bir sürgündedir. Buradaki her şey geçici bir gölgeden ibarettir; gerçek yaşam, insanın öz vatanına kavuştuğu andır.” Avilalı Azize Teresa

“Bu dünya bir misafirhanedir, giren çıkar, durmaz geçer. Buraya ait olduğunu sanan, gölgenin kendisine sarılan gibidir.” Ahmet Yesevi

Bir anlığına gerçekten insan için bulduğunda huzur bulacağı bir yer olduğunu düşünelim. Bulmak, ona sahip olmaksa, yanında beraber gelir kaybetme korkusu da. Ait olduğu yeri bulduysa insan, onsuz kalmanın sancısına da hazırlasın kendisini şimdiden. Elbette onu bir gün arkasında bırakıp uzaklaşacak oradan. Okulda, evde, iş yerinde ve daha birçok mekanda yer arayış çabasıyla beraber onları kaybetme kaygısını ömür boyu yaşayacağına, sadece Allah’ın gözündeki yeri için endişelenseydi de, kendisine verilen yerin zaten kendisi için en iyisi olduğunu bilerek bu kadar acı çekmeseydi olmaz mıydı?

Yerini bulamamak, felsefede aidiyet hissetmemekten farklı olarak, daha dışsal, daha eylemsel bir durum olarak değerlenir genelde. Kişi her ne yaptıysa, her ne kadar bir konu veya durum hakkında gelişerek yetkin hale geldiyse veya çok fedakarlık yapsa da bir türlü olmaz. Fiziksel manada bakıldığında doğru yer doğru zaman anlayışı ile konu hep kapatılır ama, asılda olan kişinin zahiri değil içinde bir şeylerin oturmamasıdır. Sorsanız 20 yıldır aynı yerde çalışıyordur fakat yine de yerini bulamamıştır. Bu yerini bulamamak onun dışında değil içinde gerçekleşen bir şeydir. Yoksa yerini bulmuş hissetseydi, 20 yıldır o iş yerinde daha ağır şartlarda çalışsaydı da şikayetçi olmazdı.

Yerini bulamaması, eylemsel gibi yorumlansa da, dışsal değil içsel tatmin meselesidir. Bazen az da kazansa bir yerde sorunsuzca çalışabilir. Bazı kusuru da olsa, en iyi arkadaşı kimsenin beğenmediği biri olabilir. Aslında yerini bulmak diye bir şey yoktur. İdare etmek diye bir şey vardır. Sabrediliyordur, ya da insan kendini kandırıyordur yerimi buldum diyerek. Belki de çıkarı olduğu için görmezden geliyordur bazı gerçekleri. İnsan.. daha iyisinden daha kötüsüne atılmış bir yaratık, nasıl yerini bulabilir ki? Kaygıların olmadığı yerden gelen biri nasıl daha az korkuya razı olabilir?

“Yalnızlığım benim kalemdir. Hiçbir yere ait olmamak, tüm evrenin sana ait olması demektir.” Tibetli Mistik Milarepa

Görmüşsünüzdür, çocuğun elinde yıldız şeklinde bir nesne, şekil yerleştirme kutusundaki uygun deliği bulmaya çalışıyor. Ancak yıldız şeklindeki deliği bulabilirse içine girecek. İşte insanın durumu tam olarak budur. Elinde bir şekil var ama uygun delik kutuda yok. En azında o kutuda yok. Yapılacak tek şey, başka bir kutuya bakmak. Ona lazım olan kutu kalbinde duruyor. Üstelik öyle bir kutu ki, ondaki tüm delikler elindeki şekille aynı. Elindeki yıldızsa, deliklerin hepsi yıldız. Silindirse, tüm delikleri silindir. İşte Allah’a açılan yol bu kadar kolay. Gel gör ki inatçı çocuk gibi ısrarla elindeki şekli uygun olmayan deliğe sokmaya çalışır durur da, hem kendine zarar verir hem de kutuya.

Halbuki bu kadar zor olmamalıydı. Değil de zaten. İnsan eline verileni beğenmeyip onu atarak daha iyi olduğuna inandığı şeylerin peşinden koştuğu için hayatını zorlaştırır hep. Dışarıda hücum etmeyi bekleyen ışık, sen perdeyi araladığında sana sormadan girecektir odana sana fikrini sormadan. Işık odana doluşurken sana faydasını anlatıyor, fikrini soruyor mu? Sana verilen de böyledir işte. Sana zaten yeteceği için verilmiştir. Arama yerini bu dünyada.. Bulamayacaksın çünkü. Yok çünkü. Kendini kandırarak edindiğin geçici sahte mutluluk yetiyorsa sana eğer, o başka işte. Kapat o perdeyi şimdi ve dön arkanı güneşe. Dön karanlığına tekrar ve mutlu olmaya çalış bir köşede.

“Bizim vatandaşlığımız ise göklerdedir; oradan Kurtarıcıyı, Rab İsa Mesih’i bekliyoruz.” Aziz Pavlus (Filipililer 3:20)

About the author

admin

Bana göre dinler ve felsefeler, insanlığı İlahi olana yönlendiren birer araçtır. İbrahimî geleneklerden seküler düşünceye kadar, hakikati nerede olursa olsun ararım; fikirleri, onları benimseyenlerin kusurlarına bakarak yargılamam. Doğru olanı alır, gerisini bırakırım.

Odak noktam dogmalar değil, insanın varoluşsal durumu ve anlam arayışıdır. Körlemesine bir kesinliktense samimi bir sorgulamaya değer veririm; tartışmaları kazanmak için değil, okurlarımla birlikte varoluşun ve Yaratıcı'nın derin gizemini keşfetmek için yazarım.

Leave a Comment