Hakkımda

1971 yılında, İstanbul’da dünyaya geldim. Yirmili yaşlarımın başlarında, çoğu insan gençliğin olağan akışına kapılmış giderken, içimde inkar edilemez bir çekim hissettim: beni yokluktan varlığa çıkaran Yaratıcı’yı arama arzusu. Bu, hesaplanmış bir tercih değil, kaçınılmaz bir çağrıydı. Ve böylece, arayış içindeki herkes gibi ben de yola koyuldum. Beş yıl boyunca; başkalarının sözlerinde O’nu arayarak düzinelerce topluluk, meclis ve sohbet halkası arasında dolaştım.

Nihayetinde basit bir gerçeği fark ettim: Eğer herkesin yürüdüğü yoldan gidersem, yalnızca herkesin bulduğunu bulabilirdim. Gördüm ki hocalar, vaizler ve gelenekler çoğu zaman kendi suretlerinde tasarlanmış bir Tanrı’yı yani kendilerini yaratanı değil, bizzat kendi yarattıkları tanrıyı tarif ediyorlardı. Yine de işin doğasının böyle olması gerektiğini anladım. O, nihai Sır’dır. Eğer Tanrı sonsuzsa, insan bilgisi nasıl olur da bir sınır çizebilirdi? Bir insan nasıl olur da cüretkârca “Biliyorum” diyebilirdi?

Bu durum beni, inanca ve sorgulamaya getirdi. Bana göre dinler ve felsefeler, insanlığı İlahi eşiğe yönlendirmeyi amaçlayan birer vasıtadır. Bir inanç sistemini mensuplarının kusurlarıyla yargılamaksızın İbrahimi geleneklerden seküler düşünceye kadar hakikati nerede olursa olsun ararım. Odak noktam dogmalar değil; insanlık hali ve hepimizin ortaklaşa sürdürdüğü anlam arayışıdır.

Körlemesine ve kendi çıkarına hizmet eden bir dindarlıktansa dürüst sorular soran inançsızlar da dahil olmak üzere samimi ve sorgulayan zihinlere çok daha fazla değer veririm. Bununla birlikte, tartışmak yerine diyaloğu tercih ederim. Temelde birbiriyle bağdaşmayan ön kabullerden yola çıkarak İlahi olan üzerine tartışmaya çalışmak, bilardo masasında basketbol oynamaya benzer: Oyun ne kadar hararetli olursa olsun, gerçek bir ortak zemine asla ulaşılamaz. Amacım ikna etmek ya da tartışma kazanmak değil; sadece şu gerçeği gözlemlemektir: Yaratılmış varlıklar, kendilerini kuşatanı bütünüyle kavrayamazlar. Teslimiyet asıldır.

Buradaki gayem ne vaaz vermek ne de bir şeyler öğretmektir. Okurlarımla birlikte O’na biraz daha yaklaşabilmek için yazıyorum. Her insan okunmamış bir kitaptır ve henüz keşfetmediğim milyarlarca hikâye var. Düşüncelerinizi, itirazlarınızı ve tefekkürlerinizi açık bir kalple karşılıyorum.

Gelin O’ndan bahsedelim… yalnızca O’ndan. Zihnimizi, kalbimizi ve buradaki kısa ömrümüzü gerçekten hak eden başka ne var ki?