Temel sorular

Kötü şeyler neden iyi insanların başına gelir?

Kötü şeylerin neden iyi insanlarınbaşına gelir makalesi için ai ile yaptığım bir resim.
Written by admin

Kötülüğü yapan kötü insanlardır Allah değil. Allah’ta kötülük yoktur ki insana kötülük saçıp dursun. Kendisinde olmayan bir şeyi nasıl kullarına versin?. Bilakis O hep uyarmıştır insanı kötülük yapmaması için. Kötü şeylerin iyi insanların başına gelmesi, sadece Allah’a yaklaşmaları içindir. İnsan acıdan anlıyorsa, Allah ne yapsın?

Bu makalede

  • Kötü şeyler neden iyi insanların başına gelir?
  • Sadece iyi insanlar acıyla sınanırlar, umut kesilenler değil.
  • Kötü insanın eylemi gerçekleştirmesine Allah izin verir.
  • İyi insanlar sevdikleriyle sınanır.
  • Allah iyi bir insana sadece ceza olsun diye acı vermez.
  • İstanbul’da yaşanmış bir hikaye.

İçerik tablosu

Tanıdığınız birinin o tatlı çocuğuna ölümcül bir hastalık teşhisi konduğunu duyarsınız. Ailece yemek yediğiniz bir çiftin iflas ettiğini, ailenin parçalandığı haberini alırsınız. Geçen yıl markette tanıştığınız ve hoş, kısa bir sohbet yaptığınız kadının artık bir evsiz olduğunu söyler komşunuz. Yazık, çok ta iyi bir kadındı.. Üzülürsünüz. Ve merak edersiniz kaçınılmaz olarak; Allah iyiyse, bunlar neden olur?

Zaten hak ettiklerine inandığı için olsa gerek, kötü olduğuna inandığı kişilerin başına gelen sıkıntılar fazla üzmez insanı. Geçer gider, unutur.

Allah, iyiliğin kaynağıdır kötülük O’nun yarattıklarından gelir, O’ndan değil. O böyle olacağını söyleyip uyarmıştı. Fakat taktir ve kötülüğü ayırmak gerek birbirinden. Kötülük evsiz kalan kadının gidişine seyirci kalan yakınların duyarsızlığıdır, ölümcül hastalığa yakalanan çocuğun durumu ise başkadır. İşte bu gibi tüm konulara, dinler üstü anlayışla fakat Allah’ın ve O’na yakın olanların sözleriyle anlam bulmaya çalıştım. Hem dinler üstü hem de Allah ve azizler mi? Evet, dinler insanı “insan” yapmak içindir. Bu konu dini değil, insanidir. Ayrıca gerçek, gerçektir. Her kim söylediyse söylesin.

Daha iyi anlaşılması için İstanbul’da bizzat yaşadığım bir hikayeyi de paylaştım yazının sonlarına doğru. Biraz sıkılsanız da, bu yazıdan sonra hayata ve olup bitenlere farklı bakacağınızdan hiç şüphem yok.. Umarım.

Kötülüğü insanlar yapar, Allah değil

Sıradan gidelim, kötü şeyler diyoruz değil mi? “Kötü” nedir? Kötü, insanın nefsine uyarak yaptığı şeylere denir, Allah’ın verdiği şeylere değil. Allah’ta kötülük yoktur ki insana kötülük saçıp dursun. Kendisinde olmayan bir şeyi nasıl kullarına versin. Bilakis O hep uyarmıştır insanı kötülük yapmaması için. O mutlak iyi olduğu için kötüyü ve kötülüğü sevmez, tam aksine iyiliği sevip iyiliğe teşvik eder. Kötülüğün cezasını veren O değil mi ayrıca? Kötülüğün kaynağına, insana nereden geldiğine bakarsak eğer, sadece diğer insanlardan geldiğini göreceğiz. Allah’tan değil. Allah’tan gelen ise musibet, şer cinsinden şeylerdir. Ayrıca bir insanın başka bir insana yaptığı kötülüğün oluşmasına onay veren, en azından kudreti olmasına rağmen müdahale etmeyen yine O’dur. Kötü şeylerin kaynağı insan olsa da, bir başka insana ulaşması O’nun rızası ve takdiri iledir.

“Allah’ı kötülüğün müsebbibi saymak en büyük cehalettir. Kötülük canlı bir varlık değildir; ruhun hakikatten uzaklaşması ve iyilikten yoksun kalmasıdır.” Aziz Basileios (Büyük Basil)

Kötülüğü kötüler yapar Allah değil. Kötülük hakkında kötülüğün tanımı adlı yazımı okuyabilirsiniz. Peki Allah, kötü şeylerin iyi insanların başına gelmesine neden izin verir? Bu konunun iyi insanlarla veya kötü insanlarla bir ilgisi yok, Allah ile ilgisi var. O’nun kendisine olan, aklın anlamada zorlandığı bir saygısı var. Evrende ne yapıyorsa, kendisine saygısı olduğu için yapıyor. İnsanın, varlığından hiçbir zaman haberi bile olmayacağı başka galaksiler ve evrenlerin olması, O’nun “Ben bunların benzerini yapmaya elbette muktedirim” demesi sebebi iledir. Uzak yerlere bakmaya gerek yok, hiçbir gözün göremeyeceği okyanus derinliklerinde büyük bir balığın avladığı küçük balığa bakın, av olan balığın pullarında, yüzgeçlerinde veya başka bir yerinde hiçbir eksiklik göremeyeceksiniz. Halbuki onu kimse görmeyecekti, bir şeyleri eksik olsa da olurdu. Ya da insanın yaşamadığı dağlarda olgunlaştığı için dalından kopup düşen meyveye bakın, raflarda satılanlarla her şeyi aynı göreceksiniz. Halbuki onu kimse görmeyecek, yemeyecekti. Bazı yerleri eksik olsa da olurdu. O ne yaparsa kendi şanı, şerefi ve hakkı için yapar.

İşte bunun gibi iyi insanları ahirete, yani huzuruna temiz olarak alacağına da söz vermiştir. O, sözünden asla dönmez. Buna ister iyi ister kötü haber deyin, bu böyledir. İyi insan yaptıklarının bedelini bu dünyada öder. Kötülerin ise istedikleri verilir fakat ahiretten payları yoktur. Onlar, oranın fakirleridirler. O böyle yapar çünkü iyi insanlara acımıştır. Bu dünyada insanın, başına gelen kötü şeyler yüzünden burayı cehennem olarak görmesi, tam da istenen şeydir aslında. Hatta bunun için verilmiştir iyi insanlara bu çileler. Oradaki cehennemin yanında buradaki en büyük bela bile cennet gelir insana bir görse gerçek cehennemi. Peki her iyi insanı bu dünyada kötü şeyler bulacak mı? Hatayı iyi kötü herkes yapar. Ama sadece iyiler karşılığını burada görür. Yani evet. İyi bir insan hata işledikçe, daha çok bulur onu kötülükler. Ne kadar kirlenirse, o kadar temizlenmesi gerekir.

“Allah kime bir iyilik murad ederse, (günahlarını temizlemek ve derecesini yükseltmek için) onu sıkıntıya uğratır.” Hadis

“Tanrı’nın dostlarına bu dünyada acı çektirmesi, onları cezalandırmak için değil; onları dünyadaki her türlü bağdan arındırıp Kendi varlığına tertemiz bir kap (vessel) olarak hazırlamak içindir.” Avilalı Teresa

İnsan sevdiği, güvendiği ve iddia ettiğiyle sınanır

İnsan genelde iddia ettiği, güvendiği veya sevdiği şey ile sınanır. Eğer insanın güvendiği, sevdiği veya isteyip korktuğu şey Allah değilse ve kendisi iyilerdense, acılara hazırlansın. İyi insanın kendisini koruması için yapması gereken çok önemli şeyler vardır. İnsanın başına gelen felaketlerin çoğu ya dilinden ya da elleriyle yaptıkları sebebiyledir. Konuştuklarına ve yaptıklarına dikkat ederse, hiç şüphesiz daha rahat günler görecektir. Çünkü insanın bugün karşısına çıkan, dün yaptığının karşılığıdır. Sen dün kötü bir şey yapmadıysan, bugün endişelenmene gerek yoktur. İnsanın başına gelen belalara en sık sebep olan şeylerden bazıları, orada olmayan biri hakkında, duyduğunda rahatsız olacağı şeyleri bir başkasıyla konuşması (söylediği doğru da olsa. Değilse zaten iftiradır), birinden duyduğunu başkasına taşıması, Allah’a karşı kötü zan beslemesi, çok yalan söylemesi, çok iddiada bulunması, sert ve kaba meşrepli olması ve insanlarla çok fazla görüşmesidir. Bu ve bu gibi şeylerin tamamı felakettir ve tahsilatı iyi insanlardan dünyadayken yapılır. Kötü insanlar ise kendilerinden umut kesilmiş, defterleri kapatılmıştır. İstedikleri daha istemeden onlara verilir ki, hiçbir zaman bir şeyden pişman olmasın. Allah pişman olanı çok sever ve mutlak affeder. Bu yüzden onların pişmanlığı ve tefekkürü bulamamaları için onları nimetleriyle oyalar. Siz onları varlıklı ve mutlu görürsünüz ama, yiyecekleri, giyecekleri ve tüketip eskitecekleri ancak bu dünyadakilerdir. Ve mutlu da değillerdir. Çünkü ancak Allah’ın gönül rızasıyla verdikleriyle mutlu olabilir insan.

“O inkâr edenler/zalimler sanmasınlar ki, kendilerine verdiğimiz ömür onlar için hayırlıdır. Biz onlara sırf günahlarını artırsınlar diye fırsat veriyoruz. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır.” Kuran Âl-i İmrân Suresi, 178. Ayet

“Ama vay halinize, ey zenginler! Çünkü tesellinizi peşin almış bulunuyorsunuz. Vay halinize, ey şimdi karnı tok olanlar! Çünkü acıkacaksınız. Vay halinize, ey şimdi gülenler! Çünkü yas tutup ağlayacaksınız.” Luka Müjdesi 6:24-25

“Tanrı, bu dünyada yaptıkları az bir iyiliğin karşılığını kötü insanlara peşin olarak (sağlık, zenginlik, zevk vererek) öder ki, gelecek dünyada (Olam Ha-Ba) onlara hiçbir pay kalmasın ve tamamen hesapsız kalsınlar.” Talmud (Kiddushin 40b)

Ama Allah iyi insanlara sadece yaptıkları kusurlar karşılığında acı vermez. Bazen bunu büyük bir ihsan olarak ona ikram eder. Bu seçkin kullara dert vermesi (iyi insanların başına kötü şeylerin gelmesi) yere düşmüş bir elmas parçasının üzerindeki kirleri temizlemesi içindir. Günah işledikleri için değil. Kazalar, ölümler ve ani gelişen sıkıntılar bu guruptandır. Peygamberler, azizler ve bunların bastıkları yere basarak yürüyen değerli insanlar bu guruptandır. Dünya hayatında üzerine yapışan bu kirler maalesef ancak cevherin ısıtılması ile mümkündür. Acı ise en iyi yakıcıdır. Çünkü acı öğretir, zevkler değil. Böylelikle insanın göğsündeki cevher ısındıkça üzerine yapışan kirler (putlar da diyebiliriz) birer birer yanar gider de Yaratıcısına yaklaşır. İnsan acıdan anlıyorsa Allah ne yapsın? Keşke şefkatle de pişseydi.

“İyilikle, sevilmekle ve şefkatle yola gelen, hidayet bulan insan sayısı çok ama çok azdır” Geylani

İyi insan olmak, başına gelebilecek riskler açısından şimdi korkuttu mu seni? İyi insan olmak, kararlaştırılarak elde edilecek vasıflardan değildir. Hiç kimse bu hafta sonundan itibaren iyi bir insan olmayı planlayamaz. Bu cevher henüz ruhların yaratıldığında dağıtılan bir hazinedir. İnsanların toplu halde iyiliğe çağırılması kötülerin iyi olması için değil, içlerindeki kötülüğü saklamaları içindir.

Yaşanmış bir hikaye

Size yaşadığım bir hikaye anlatayım; 5 yıl kadar önce yaklaşık otuz yıldır yakından tanıdığım, daha gençken arayışımıza birlikte başladığımız, İstanbul’da yaşayan dostuma uğradığımda, aylardır biri 16 diğeri 12 yaşında iki kız çocuğu ve eşi ile işlettiği imalathanede yaşadığını görünce çok derinden üzüldüm. Yatak olarak kullanacakları iki koltuk ve bir televizyondan başka bir şey yoktu. Oturduğu evden, ev sahibinin evi kentsel dönüşüm sebebi ile yıkılacağı için çıktığını anlattı. Kendisine hukuki olarak en az 1 yıl kalabileceğini, ailesini bu çileye sokmak zorunda olmadığını söyledim. O yaşlarda çocukları olan her ebeveyn bunun ne kadar zor bir durum olduğunu tahmin eder. O, ev sahibi için kendisinden daha yaşlı olduğundan yaşlı çiftin ev bulmaları daha külfetli olacağını bildikleri için bu kararı verdiklerini söyledi. Hiç parası olmadığını ve kimseden yardım kabul etmediğini öğrenince bunu sormak istediğimde bana Allah’ın verdiğini kullarına şikayet etmeyeceğini, kaderine karışmadığını söyledi. Ailesiyle biraz konuşunca, her iki çocuğun da, eşinin de aynı fikirde olduklarını, bu durumdan hiç rahatsız olmadıklarını anladım. Hatta hanımı bana “burası 40 metrekare, mezardan daha büyük ve rahat” deyince sesimi kestim.

Bu olaydan 3 yıl kadar sonra tekrar o aileye uğradığımda ise, yetişkin kızını öyle görmeye dayanamadığı için bir yerlerden borç bularak bir eve taşındıklarını gördüm. Evlerinde sohbet ederken çenesinin sol tarafından seyrek ama sürekli ve düzenli olarak bir şey damladığı dikkatimi çekti. Önce sormak istemedim ama hiç duracak gibi görünmüyordu. O ise her seferinde masadaki rulodan bir parça kağıt peçete alıp sakallarını aralayarak hep aynı yeri siliyor ardından da gidip ellerini yıkıyordu. Normal görünmeye çalışıyordu fakat çok acı çektiği her yerinden belli oluyordu. İlk dikkatimi çeken, konuşurken boğazında bir şey takılmış gibi konuşması ve yutkunamamasıydı. Sordum, çenesinde çocukluktan kalma bir dikiş izi varmış o dikiş apse yapmış damlayan o apseymiş. Çok rica ettim açıp gösterdi. İnanın bana bir ceviz ile elma arasında bir büyüklükteydi. Gırtlağının ortasına kadar yayılmıştı. Bir yılı aşkın süredir böyleymiş.

Eşinin ısrarıyla bir kez doktora gitmiş ama doktor apsenin tam olarak kurumadığı için normal olduğunu ve antibiyotik tedavisine devam etmesi gerektiğini söylemiş. Çok garip bir manzaraydı. 1 yıldır çenesinden sakalına, oradan da yere bir şeyler damlıyor kesintisiz. Bir ara ağrısı arttığından olsa gerek, eşinden ağrı kesici sordu. Baktım kullandığı ağrı kesici ağır operasyonlardan sonra kullanılanlardandı. Bir elinde ağrı kesici diğerinde bir bardak su ile bir şeyler mırıldanmaya başladı ama bu en az iki-üç dakika sürdü. Bir yandan da yüzü öyle değişti ki, sanki dokunsan ağlayacak, boşalacak. İçeceği hapın acısına şifa olması için dua ettiğini sandığım için ona bakıp amin! Deyiverdim. O bana dönüp ağlamaklı bir ses ile dedi ki; “Hayır.. Ben kendim için değil başkaları için istedim. Dedim ki, Ey beni insan yerine koyup bana Eyüp Peygamberinkine benzeyen bir dert veren Allah’ım, onlar kim ben kimim. Biliyorum ki ben bu dertlerle ıslah olmam. Bana ancak sen hidayet edip acırsan düzelirim. Sen bu içeceğim ilacın vereceği devayı şu an böyle acı çeken ne kadar insan ve hayvan varsa başta çocuklar olmak üzere hepsine eşit olarak dağıt. Hem de inançlarına, iyilik ve kötülüklerine bakmadan dağıt. Ben bana kalan kırıntıya razıyım, bana kalmasa da olur diye dua ettim”. O an anladım ki, onun için varlık yokluk aynı olmuş. Allah yakınlığından başka her şey değerini kaybetmiş.

“Allah’ın öyle kulları vardır ki, onu zorla cennete sokmaya çalışsalar, cehenneme sokulanlar gibi çığlık atarak ters tarafa doğru kaçar” Geylani

Olacak olandan korkma

Sen yapacağın her şeyi Allah için yapmaya çalış insanlar için değil. Herkes seni kendisi için isterken Allah seni senin için ister. O’na yaklaşmaya bak. O’na yaklaşmak çok kolaydır. Allah’ın yarattığı her şey seninle O’nun arasında bir perde, bir engeldir. Kalbinden yaratılmış, sonradan olma olan her şeyi hatta insanları bile çıkar at. Kimseden korkma, kimseyi arzulama, merak etme, kimseyi isteme. Ancak ve ancak O’nu.

Bırak gelen gelsin dertler seni korkutmasın. Gelse ne olur? Her şeyin bir sonu yok mu? Her kış baharla bitmez mi? Sen Allah’ı sev ama yarattıkları için değil, hatta sana verdiği sıkıntılara rağmen sev. Bir kez, sadece bir kez senin için sıkıntılara rağmen düşmeyeceğine kanaat edilirse, artık hiçbir dert bulmaz seni. Allah kendisini inkar edeni bile her gün muhafaza ederken seni mi etmeyecek? Sıkıntılar insana kaçtığı kadar gelir. Kaçma bırak gelecek olan gelsin. Sana küçük bir sır; bu işlerde nimet talebin zıddına konulmuştur, isteyene değil kaçana verilir.

About the author

admin

Bana göre dinler ve felsefeler, insanlığı İlahi olana yönlendiren birer araçtır. İbrahimî geleneklerden seküler düşünceye kadar, hakikati nerede olursa olsun ararım; fikirleri, onları benimseyenlerin kusurlarına bakarak yargılamam. Doğru olanı alır, gerisini bırakırım.

Odak noktam dogmalar değil, insanın varoluşsal durumu ve anlam arayışıdır. Körlemesine bir kesinliktense samimi bir sorgulamaya değer veririm; tartışmaları kazanmak için değil, okurlarımla birlikte varoluşun ve Yaratıcı'nın derin gizemini keşfetmek için yazarım.

Leave a Comment