Kötülüğü en basit şekilde; kötü niyetle canlı ya da cansız herhangi bir şeyin zarar görmesine yol açan insan eylemlerinin ve düşüncelerinin tamamı olarak tanımlayabiliriz.
Zarar verici eylemin bir “kötülük” olarak tanımlanabilmesi için, eylemi yapanın niyetinin kötü olması tek şarttır. Niyeti kötüyse, zaten haksızdır. Zarar vermeyi istemesi veya zarar vereceğini bilmesi değil. Bir insanın, yakınının katiline verilecek idam cezasını onaylaması, zarar vermeyi istemiş olsa da bir kötülük değildir. Veya savaşlarda ya da sahip olduklarını korumak adına karşı tarafa isteyerek verilen zararlar da öyle. Kaldı ki zarar vermeyi isteyen biri zarar vereceğini zaten biliyordur.
Niyet ve haklılık göreceli kavramlar olduğundan, yapılanın bir kötülük olup olmadığına hüküm vermek için, eylemin gerçekleştiği sahanın kurallarına bakmak gerekir. Bir ailede yapılan bir eylem ailenin diğer üyelerine göre kötülük olarak tanımlanabilirken, bir başka aile için normal bir davranış olarak algılanabilir. Toplumlar için de aynı şey geçerlidir. Bu tamamen, eylemin gerçekleştiği gurubun, üzerinde müşterek olarak uzlaşılmış kurallarına bağlıdır. Niyet, zarar veren eylemi yapan kişinin suçlu veya kusurlu olduğunu belirler. İyilik yapmak niyetiyle veya zarar vermek istemeden yapılan eylemler bir kötülük değil, kabahattir.
Zorunlu şartlar altında başkasına zarar vermesi kişiyi masum kılmaz çünkü, yapmaya kendisini mecbur hissetse de bunu yapmaya hakkı yoktur ve hakkı yoksa niyeti zaten iyi değildir. Kaldı ki, zarar vereceğini zaten biliyordur ve vicdan ve adalet duygusunun onu engellemesi beklenir. Burada tek masum olan, istemeden veya iyi niyetle zarar veren profildir.
Niyet iyi de olsa, eğer hakkı yoksa verdiği zarar hala bir kötülüktür, çünkü zarar varsa ortada bir mağdur da vardır. Ortada bir zarar varsa tazmin gerektirirken, iyi niyet sadece hafifletici sebep sayılır. Niyeti kötü olanınki suç sayılırken, niyeti iyi olanınki kusur kabul edilir.
Masum gibi görünen fakat yine de kötülük olarak nitelenen durumlar da vardır, örneğin küçük bir çocuğun bahçedeki karıncaları yakması gibi. Her durumda bu tür eylemler birer kötülüktür. İnsanlara veya karıncalara karşı olması sonucu değiştirmez çünkü ortada yine bir haksızlık vardır. Çocuk eline yakıcı bir maddeyi alıp kullanabildiğine göre, karıncalara zarar vereceğini hem biliyor, hem de istiyordur ve ortada bir tasarlama-planlama vardır. Eylemin kötülük sıfatını alması için akli ve vicdani yeterliliklere sahip olunması şartı aranır.
Kötülük, zarara uğrayanın mağduriyeti sebebiyle kötülüktür. Kötü sıfatını alması için, failin zarar vermeyi istemesi de gerekmektedir. Yol açacağı zararı bilmesi veya bilmemesi akli bir mesele, vereceği zararı istemesi ise vicdani-insani bir meseledir. Zarar vermemek için alim olmaya gerek yok, vicdan sahibi olmak yeterlidir. Akli ve vicdani yeterliliği olmayan çok küçük çocuklar ve akli engellilerin verdiği zararlar kötülük olarak değerlendirilemez.
“Kötülük, kendi başına var olan bir töz (öz) değildir; insanın kendi iradesinin ve nefsani arzularının Tanrı’dan (en yüksek iyiden) yüz çevirip daha aşağı arzulara yönelmesidir.” Aziz Augustinus (Confessiones / İtiraflar)
Gerçek kötülüğü anlamak için kötü insanı anlamamız gerekiyor o zaman. Bir insanı kötü yapan, kendi çıkarları için gerçekleştireceği eylem veya düşünceleri yüzünden bir şeylerin zarar göreceğini bilerek yapacağını yapması ve bunu bir alışkanlık, bir yaşam tarzı olarak benimsemiş olmasıdır. Gerçekleştirdiği değil, gerçekleştireceği diyoruz çünkü burası anlık veya uzun vadeli olsun, karar vereceği yerdir.
Kötü insanın, mahsulü olan kötülük eylemini ani gelişen durumlarda gerçekleştirmiş olması, onu masum kılmaz. Bilakis, ömrü boyunca kötülüğün kötü olduğuna dair yüzlerce, binlerce kez kanıt gördü de edinimlerinin verdiği hazzın gürültüsü, vicdanının sesini bastırdı hep. İşte o kötü, yaptığı da kötülük oldu. Yoksa, kardeşinin ölümünün ardından geride kalan servetini ölen kardeşinin çocuklarının elinden kapmayı daha kardeşi sağken planlamaya başladığı uzun vadeli kötü niyeti ile, asansör beklerken arkasından gelen bebek arabalı bir anneyi görmesine rağmen asansörü kimseyle paylaşmamak için acele etmesi aynı şeydir. İkisi de kötü insan işidir.
Kötü bir insanın yaptığı her eylem kötülük değildir. Hatta kötü bir insanın, zarar vermekle sonuçlanan her eylemine de kötülük diyemeyiz. Ona kötü, yaptığına da kötülük diyebilmemiz için onun bu eylemi kötü niyetle yapmış olması gerekir. Kötü bir insanın, aracını park ederken bir başkasının aracına zarar vermesine kötülük değil, istenmeyen durum veya kaza denir. Her ne kadar kötü olarak tanımlanan bir insan elinden çıkmış olsa da. Kötülük, bir gören olmadığını fark ettiğinde aracını hemen başka bir yere park edip hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam etmesinde ve bunu bir kazanç bilip bununla övünerek rahat etmesindedir. İşte onu kötü yapan budur. Yaptığı değil.
“O’nun gözlerinden gizli hiçbir yaratık yoktur. Hesap vereceğimiz Tanrı’nın gözleri önünde her şey çıplak ve açıktır.” İncil (İbraniler 4:13)
Gerçek kötülük, ancak kötüden çıkar.. Bu yüzden iyi insanlardan kötülük çıkmaz, isteseler de istemeseler de. Çünkü iyi insanlar hata yapar ve Tanrı’ya inansın ya da inanmasın, yaptıklarının bir hata olduğunu anlar anlamaz pişman olurlar. Hatayı anlayınca da tekrarından kaçınırlar ve bu hal onları kaçınılmaz olarak kötülükten uzaklaştırır. Pişmanlık ve kötülük, aynı kalpte bulunmaz.
“Aşkı ve niyeti doğru olanın eylemi yanlış olamaz. Sev ve ne istersen yap. Eğer kök sevgi (temiz niyet) ise, o kökten sadece iyi meyveler çıkabilir.” Aziz Augustinus
Kötülük ancak niyetle hüküm verilebilecek bir kavramdır, eylemle değil. İyilik te öyle. Bir insan yolunun üzerindeki taşı başkaları takılıp düşmesin diye alır kenara atar fakat, o taşa biri takılarak yaralansa, o insana kötü denemez. Bilakis yaptığı takdire layıktır. İyi niyetle yapmıştır, hiçbir şeyin gözünden kaçamayacağı Tanrı’dan ancak ödül alır ceza değil. Fakat bir kötü insan kötü niyetle kalkıştığı bir işin iyi sonuçlandığını görse bundan ödül umamaz çünkü kötü niyetle yaptı. Her iki senaryoda da kader ve ilahi hüküm devreye girdi işin sonunda. Aslında kötülüğü tam olarak anlamak için iyiliğe, kötüyü tanımak içinse iyiye bakmak yeterlidir. Kötü ve kötülüğü sınıflandırmak için tek kıstas niyettir.
“Ameller ancak niyetlere göredir. Herkes için ancak niyet ettiğinin karşılığı vardır…” Hadis
“Bizim bütün çabamız, orucumuz, uykusuzluğumuz ve okumalarımız tek bir amaca hizmet etmelidir: Kalbin Saflığı. Eğer yaptığımız işlerde Tanrı’nın sevgisinden ve temiz bir niyetten başka bir amacımız varsa, tüm o ağır çileler ve ibadetler boşa gitmiş demektir. Aziz John Cassian (Kassiyanus)
“Niyet bir tohumdur. Eylem ise o tohumdan çıkan ağaç. Tohum neyse, meyve de odur.” Rumi
Kötülüğün vücut bulması için, sadece kötü niyetle yapılan bir eylem veya düşünce sonucunda var olan bir şeyin zarara uğraması şarttır. Niyet kesinlikle kötü, sonuç ise zarar olmalıdır. Bazı düşünürler, eylem veya düşüncenin sonu görünen, anlaşılan bir zararla bitmiyorsa, kötülük olarak adlandırılamayacağını söylese de, komşusunun 4 yaşındaki kızına veya karısına cinsel bir gözle bakan bir insan hem söz konusu kıza ve kadına, hem o aileye, hem mahalleye hem de topluma zararlıdır. O babanın veya ailenin bunu bilmemesi, hastalıklı kişinin saplantılarını eyleme geçirmemiş olması bu durumu değiştirmez.
Herkes güvenilir bir komşu ve tehdit oluşturmayan çevre beklentisi içindedir veya en azından böyle olması herkesin hakkıdır. Eyleme geçmemiş bu niyet, toplumun ve bireylerin hakları olan bu güven ihtiyaçlarına zarar vermektedir. Ve söz konusu kişi eyleme geçmediği için durum hukuksal olarak tartışma konusu olmasa bile, bireylerin ve toplumun bu hakkına zarar vermiştir. Ve eğer onun bu kötü niyeti bilinse bireyler ve toplum, güvenliklerine zarar gelmesi kaygısı ile onu hemen dışlarlar.
” ‘Zina etmeyeceksin’ dendiğini duydunuz. Fakat ben size diyorum ki, bir kadına şehvetle bakan her adam, zaten yüreğinde onunla zina etmiştir.” Matta İncili 5:27-28 (Dağdaki Vaaz)
“Tanrı katında niyet, eylemin kendisi kadar yüksek sesle konuşur. Bir kötülüğü yapmaya fırsat bulamamış olman, zihninde onu tasarlamış olmanın suçluluğunu ortadan kaldırmaz.” Aziz Jerome (Hieronymus)
“Zihne gelen ansızın düşünce (hatır) bağışlanmıştır. Fakat o düşünce kalpte yer edip, iradeye ve karara (azm) dönüştüğü an, eyleme geçmese bile artık o bir kalbi günahtır.” Gazali
Kötülük sadece canlılara değil cansız nesnelere karşı da olabilir. Bir insan dere kenarındaki büyük bir taşı alıp onunla küçük bir taşı parçalayabilir. Bu bir kötülük değildir. Kötülük bunu güzel görünen dere manzarasını bir sebeple bozma, gelecek insanların ortamı daha çirkin görmeleri niyetiyle yapmasındadır. Doğal olanı bozma, güzeli çirkinleştirme isteği ile yapmıştır çünkü. Ya da o taşı alıp göle fırlatmasında da bir kötülük yoktur. Taşın düştüğü yerin az ilerisinde balık tutan birinin balıklarını ürkütmek niyetiyle yaptıysa eğer kötülük vardır ortada. İlk örnekte zarar eşya ile eşyaya verilmiş, ikincisinde eşya, insana karşı kötülük yapmak için kullanılmıştır.
Zararın azı çoğu yoktur. Suyun damlasına da su denir, dolu şişesine de. Bu tamamen nereden baktığınıza bağlıdır. Konu kötülükse, Tanrı katından bakmak en sağlıklı ve doğru seçenektir. Oradan baktığınızda ise sadece iyi ve kötü diye iki daire görürsünüz. Ya iyi halka ya da kötü halka içerisindedir her niyet, düşünce ve eylem. Ayrıca “bilinmeyen zarar kötülük değildir” (Kantian etik anlayışı) görüşünde ısrar etmek, yetişkin ayağını çocuk ayakkabısına zorlayarak sokmaya çalışmaktan başka bir şey değildir. Çünkü, kavramın adı bile zarar. “İhlal, basit yalanlar, fark edilmeyen küçük suçlar, yıkıcı olmayan zararlar” gibi yumuşatılmaya çalışılmış bahaneler, hiçbir şeye olmasa da, iyiliğe ve iyi insanların beklentilerine verilmiş büyük zararlardır.
“En küçük işte güvenilir olan kişi, büyük işte de güvenilir olur. En küçük işte haksızlık yapan kişi, büyük işte de haksızlık yapar.” İncil (Luka 16:10)
“Küçük görülen günahlardan/zararlardan sakının. Çünkü onlar birikerek insanı helak eder.” Hadis




