O zamandan bu yana aslında çok değişmiş bir şey yok, baltalar yerine telefonlar, infaz işaretinin yerine paylaş düğmeleri. Halk aynı olmasa da kültür aynı. Yerlere dökülen şey kan olmasa da basılıp çiğnenen şey toplumun vicdanı.
Aslında eski çağlardan günümüze kadar gelen” vazgeçemediğimiz” bir alışkanlık desek daha doğru olur sanırım. İnsanoğlu modernleşme ile toplumsal veya bireysel birçok alışkanlık ve davranıştan vazgeçmesine rağmen, birilerinin halk önünde küçük düşürülüp rezil edilmesi gibi ilkel ve egoist bir davranıştan bir türlü vazgeçememiştir. Sanırım insanın bazı duygularının tatmin edilmesi veya aldığı zevk bu kadar taze tuttu bu ilkel davranışı.
Daha çok Roma yaşam tarzının bir eğlence anlayışı olarak sık sık filmlerde karşımıza çıkan o, arenadaki gladyatörlere saldıran kaplanlara veya diğer gladyatörlere çılgıncasına tezahürat yapan, akan kanın oranına göre keyif alan izleyicilerle, bu modern çağda yöneticisinden veya patronundan azar işitirken iki büklüm olan zavallıyı keyifle cep telefonlarından kayda alanlar ne kadar da benziyorlar birbirilerine fark ettiniz mi? Roma arenası yerine internet, kaplanlar ve baltalar yerine cep telefonları. Ortaya çıkan manzarada yere dökülen şey gladyatörün kanı olmasa da, kaybedilen şey küçük düşen insanın onuru. Ölen gladyatör yerine, zedelenen insanlık.
Dijital “pollice verso”: Online teşhir
Roma arena sahnelerinde çok meşhur olan o, yerde yatan yaralı savaşçıya son darbeyi vurmadan önce gladyatörün başını imparatora çevirerek bir tür onay beklerken imparatorun elini boşluğa doğru uzatarak baş parmağını aşağıya bakacak şekilde elini çevirmesine verilen Latince isimdir “pollice verso”. İşte tam olarak budur bence çevrimiçi aşağılama. Fakat modern insan bu sefer de kaydet/paylaş tuşlarına basarak imparatorun elinden almıştır infaz yetkisini, tıpkı baltayı gladyatörden aldığı gibi.
Modern insan daha zalimdir çünkü verdiği hasar daha büyüktür. Arenada küçük düşen birisinin bu lekeden kurtulmak için şehri terk etmesi yeterliyken, çevrimiçi aşağılanma mağdurunun kaçacak hiçbir yeri yoktur. Bunun böyle olacağını tam olarak bilir, ama hiç acımadan yapar yine de.
Neden insan bir başkasını küçük düşürüp utandırır ki?
Çünkü yapabiliyor! Daha çok Psikolojiyi ilgilendiren bir konu olsa da, sanırım insanın içinde hayvani bir zulmetme dürtüsü bulunuyor belki de yaratılıştan gelen. Akil, olgun insanlar bu dürtülerini daha erken yaşlarda yok etmeyi başarırken, bazıları insani gelişimleri için vakit ayırmayı gereksiz bulmuşlar. Bir ara vicdanları seslense de, çıkarlarının getirisi bastırmıştır o kısık sesi. Ama benim gözlemlediğim bazı sebepleri burada belirtmek istiyorum.
- Kendini daha erdemli hissediyor.
- Bir guruba ait hissediyor.
- Kendi kusurlarını görmezden gelebiliyor.
- Kendini daha güvende hissediyor.
- Bystander effect
- Tamamen zevk alıyordur.
Ortada ona göre yanlış olan bir şey var ve bunu derhal herkese duyurarak sanki bir insani görevi yerine getirmiş olmanın hazzı ile adeta yanlışlığa/kötülüğe karşı erdemli bir davranışta bulunması hissi onu rahatlatır. Bu yüzden ne kadar herkesten önce yaparsa o kadar erdemlidir.
Kendisi gibi bu suça/yanlışlığa aynı tepkiyi verenlerle aynı şeyi yaptığı için bir guruba dahil olma hissi ile bir düşüncenin parçası olduğunu düşünür.
Bunu yaparak iç sesinin sürekli hatırlatıp durduğu hatalarını bastırma, uzaklaşma fırsatı bulur, zaten hayırlı bir iş yapıyordur.
Bu hatayı yapan kendi değil bir başkası olduğu için bu rolün kendisine düşmediğinin verdiği his ona güven verir. Kaybeden çok olsa da sadece bir tane sonuncu vardır ve o değildir.
Az çok, kendine gör bir kitlesi/takipçisi vardır ve tamamen o kitleyi elde tutmak, kitlesini artırmak gereklidir.
Bu en vahimi ve yakından takip edilmesi, uzak durulması gereken hatta daha da ilerlerse tıbbi müdahale gereken vaka.. Tamamen bunu zevk aldığı için yapıyordur. Birilerinin küçük düştüğünü görmek yeterlidir.
Mutlaka sizin de gözlemleriniz vardır ve başka nedenler de bulmuşsunuzdur. Bu kadardır demiyorum, sadece düşündüğümde aklıma gelenler bunlar. Sebebi ne olursa olsun, hem İbrahimi dinlerde hem de bütün fikirlerde bu yasak edilmiş, men edilmiş bir davranıştır.
“Bir insanın hatasını ifşa etmek, ona yardım etmek değil; kendi gururunu beslemektir. Gerçek sevgi ayıpları teşhir etmez, iyileştirir.” — Aziz John Chrysostom (Altın Ağızlı Yuhanna)
“Başkalarının ayıplarını arayan, kendi ayıplarını körleşerek çoğaltır.” Hazreti Ali
“Kardeşini utandırmak, onun kanını dökmek gibidir.” — Talmud (Bava Metzia 58b)
“Başkasının ayıbını açmak, toplumsal huzurun dokusunu yırtmaktır. Adalet ayıp aramaz; düzen ve erdem arar.” — Marcus Aurelius
Başkasının ayıbını açmak için kutsal metinlere veya düşünürlerin sözlerine bakmaya gerek mi var Allah aşkına! İnsan hiç mi teşhir ettiği insanın çocuklarını ve ailesini düşünmez? Onlar bunu hak edecek ne yaptı? Bir insanın ayıbını örtmek onu kazanmak toplum için iyiyse, onu rezil etmek tüm topluma verilen bir zarar değil mi? Bu ne zalimlik!
Haydi! İlk taşı günahsız olan atsın!
Teşhir etmeye düşkün olanlara sormak isterdim kendine bir kez olsun baktın mı diye.. Bir insanı hiç düşünmeden böyle infaz edebiliyorsa insan, bana göre bu kötü duyguları yalnız değildir kalbinde. İnsan önce kendisine bir bakmalı, yargılamalı kendini ara sıra da olsa. Aynı konumda bir gün kendisi olsa ne yapacak merak ediyorum. Bunun yerine gördüğü bir kusuru örtseydi hem kendisi, hem kusuru işleyen hem de insanlık için çok daha iyi bir şey yapmış olacaktı.
“Başkalarının kusurlarını örtmekte gece gibi ol.” Rumi
Suçluya karşı Allah ne yapar peki?
Allah insanı yaratırken onun neler yapacağını zaten biliyordu. İnsanın davranışları bir sürpriz değil O’nun için. O, her konuda olduğu gibi, bu konuda da kendisi gibi olmamızı ister. Affedici ve örtücü. Masum bir insanın bile bir günde yüzbinlerce kez günaha girdiğini size ispat edebilirim. Fakat bunun için, sizin her an insanın Allah’a muhtaç olduğunu kabul etmeniz gerekiyor.
Her an başka bir andır ve insanın kalbinin atmasına, kanının pompalanmasına, damarlarında tıkanıklık olmamasına, sorana adını söyleyebilmek, işini yapacak ve evine gidebilecek kadar hafızasının çalışmasına, her an tok ve güvende olmasına, başına bir kaza gelmemesine muhtaç olduğunu kabul ediyorsanız, Allah’ın da bunu sağlayacak tek kudret olduğunu, O’nun her anın Allah’ı olduğunu zaten kabul ediyorsunuz demektir. Bir saniyede bile birden fazla an olduğuna göre sorarım size O her an için tüm bu yaptıklarına rağmen ayrı ayrı, teker teker teşekkürü ve özür dilenmeyi hak etmiyor mu? O buna rağmen insana süre veriyor ve teşhir etmiyorsa insana ne oluyor?
“O’nun merhameti sayesindedir ki tükenmedik; çünkü O’nun acıması hiç bitmez. Her sabah tazelenir onlar…” (Ağıtlar 3:22-23)
“Yoksa Tanrı’nın lütfunun, müsamahasının ve sabrının zenginliğini hafife mi alıyorsun? O’nun lütfunun seni tövbeye yöneltmek istediğini bilmiyor musun?” (Romalılar 2:4)
“Eğer Allah insanları zulümleri sebebiyle hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirlenmiş bir süreye kadar erteler…” (Nahl Suresi, 61. Ayet)
Birisinin ayıbını/kusurunu açmak şöyle dursun, Allah’a yakın, erdemli birinin bu konuya yaklaşımına güzel bir örnek olan Sağır Ahmed’in hikayesini anlatayım..
Ahi Ahmed’in hikayesine bak bir de
Geçimini ip ve kumaş satarak sağlayan Ahi Ahmed’in dükkanına yaşlı ve dul bir kadın gelir. Kadın kumaşları incelerken eğildiğinde kazayla yellenir ve o kadar utanır ki, yüzü kıp kırmızı olur. Bu durumu gören Ahi Ahmed kadının bu mahcubiyetini ve mahvolma hissini anında fark eder. Kadını utandırmamak, ayıbını yüzüne vurmamak ve rencide etmemek için hemen kulaklarına elini götürerek yüksek sesle:
“Efendim? Biraz daha yüksek sesle söyler misiniz? Kulağım ağır işitir, duyamadım!” diyerek sağır taklidi yapar. Kadın, adamın duymadığına ikna olarak rahatlar, alışverişini yapıp huzurla dükkandan ayrılır.
Bu büyük zat, kadının yaşadığı o tek anlık mahcubiyet duygusunu ömrünün sonuna kadar tekrar yaşatmamak ve “Duyuyordu da duymamazlıktan geldi” şüphesini kadının zihnine düşürmemek için kadın vefat edene kadar (yaklaşık 15-20 yıl boyunca) herkese karşı sağır taklidi yapmaya devam eder. Bu olaydan sonra lakabı “Sağır Ahmed” olarak kalır.
Bu konunun ne dinlerle bir ilgisi var, ne de coğrafyayla. Ahi Ahmed dükkanından içeri giren kim olursa olsun aynı şeyi yapardı. Bu onun Allah’ın kullarına olan merhametidir. Şimdi acımasızca “Paylaş” tuşuna basanları tekrar düşünün.


