İnsan & Hayat

Allah nerede?

Allah nerede? Sorusuna cevap veren ai çalışması.
Written by admin

Allah’a ne mekan olur ne zaman. Hepsini O yaratmıştır. Ama kendisinden başkasının olmadığı kalp var ya, o başka işte. İşte kabe ne ise, o kalp odur. İçinde Allah’tan başka hiçbir şey olmayan.

Arıyor musun?.. Gerçekten arıyor musun? Ya da en azından merak ediyor musun Yaratıcın nerede diye? Merak etmiyorsan zaten bu başka bir sorun. İşine gelen dünyevi binlerce şeyi merak eder de, nasıl kendisini yaratanı ve nerede olduğunu merak etmez insan, anlaşılır bir şey değil. İnsan bağlamında bu hayretim, yoksa bilirim ki O bir şey dilemeden insan bir şey dileyemez. Varsa, O verdi diye vardır. Yoksa, henüz vermedi diye yoktur. Bu, her şey için geçerlidir. Bu yüzden merak etmelisin zaten. Merak et ki, dikkat çekesin, dikkat çek ki, ihsan edilsin.

Ateistlere olan saygım bu yüzdendir. Bu yüzden Allah’nın gözünde körü körüne, sırf cennet isteği veya ateş korkusu yüzünden inandıklarını söyleyip konuyu kapatanlardan daha kıymetli olduklarını düşünmem onların. Aklına yatmadığı için inkar eden, menfaati için inandığını iddia edenden daha hayırlıdır. Çünkü birinin aklına yattığı an dönüşü Azizler gibi olurken, diğerinden hiç umut yoktur. Bu konu ilginizi çekiyorsa “Allah’ın seçkin kulları ateistler” adlı makaleyi okuyabilirsiniz.

“Tanrın Rab’bi bütün yüreğinle, bütün canınla ve bütün aklınla seveceksin.” Matta İncili (22:37):

Merak olmasaydı eğer, hangi büyük düşünürün sözleri kabul görüp günümüze kadar ulaşabilirdi? Merak akıl aracınızın kontak anahtarıdır. Onunla bilmeye ulaşılır, bilmeyle saygıya ve sevgiye. Ah bu sevgi sonradan aşka dönüşürse bir de, en büyük makama ulaştırır seni işte o zaman. İşte o zaman yukarıdan bakıldığında kapkaranlık bir dünyada parıldar, dikkat çekersin en yukarılardan bile. Ettiğin dualar hemen kabul olur, kimin dükkanının önünden geçsen o gün işleri iyi olur. Afiyet olsun dediğin afiyet bulur, geçmiş olsun dediğin şifa bulur. Nasıl olmasın ki, göğsün O’nun yakınlığı ile dolmuştur artık. Senin dilinle konuşan da, işiten de dileyen de artık O’dur.

“Onu sevdiğim zaman, ben onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Benden bir şey isterse mutlaka veririm..” (Buhârî)

Ve yine Avila’lı Teresa derki: “Burada ruh, Allah’a öyle bir bağlanır ki, artık aralarında tek bir irade vardır. Allah ruhun gözüyle bakar, ruhun elleriyle merhamet eder”.

Hiç kimse O dilemeden O’nu sevemez. O ancak kendisine yaklaştırmak istediklerinin kalplerine kendi sevgisini yerleştirir. Dedim ya, varsa O verdi diye vardır. Bir kez sevgisi kalbe yerleşince, her şey değişmeye başlar. Sevgi tek başına yetmez olur, kavuşma olmasa bile yaklaşma ihtiyacı kuşatır o insanı. Nasıl yaklaşmak istemesin ki? İnsan dünyada iken bile sevgilisine yakın olmak ister hep. Olmaması tuhaf olurdu, bu nasıl sevgi ki böyle hem seversin hem de sevdiğinden uzakta mutlu yaşarsın.. O zaman ona sevgi denmez, başka bir şeydir o. Tam burada arayışlar başlar o insanda haklı olarak. Yukarı bakar bulamaz, sağa sola bakar bulamaz.. Gördüğü hiçbir şeyi O’na yakıştıramaz. Bir yerde bulur gibi olsa, sevdiğine layık olmadığını anlayınca tiksinerek bulduğunu yere atar, aramaya devam eder. Bildiğiniz tüm aşk hikayelerini unutun.. Romeo gelsin aşk görsün. Mecnun artık “seviyorum” demesin.

“Bizim dudağımız yok ama O’nun adını söyleriz. Bizim elimiz yok ama O’nun işini yaparız. Aşk bizi öyle bir kapladı ki, baştan ayağa O olduk.”.. Mevlânâ..

Sonunda O’nu göğsünün sol yanında bulur. Anlar ki kalp denen şey, içinde tek kişilik tahtın olduğu bir gönül sarayıymış. Artık kimse yoktur dünyada kendisinden ve O Padişahtan başka.

Kavuşma isteği dayanılmaz bir hale gelmiştir artık. Hiçbir şey teselli edemez. En büyük yıkımı ise sevdiğine hiçbir zaman ulaşamayacağını anladığında yaşar. O asla ele geçmeyecek bir cevherdir. Asla anlaşılamayacak, asla kavranılamayacak ve sahip olunamayacak birini sevmiştir o. Lambanın etrafında uçuşup duran kelebeği en iyi o anlar. O kelebek ki, ışığa tutulmuştur bir kere, kendini tutamayıp bir kez konacak olsa hemen yanacağını bile bile. Elinde kalan tek şey yaklaşmaktır. Başka hiçbir şey değil. Bu yüzden aramaya başlar şiddetle. Sonunda O’nu göğsünün sol yanında bulur. Anlar ki, kalp denen şey, içinde tek kişilik tahtın olduğu bir gönül sarayıymış. Artık kimse yoktur dünyada kendisinden ve O’ndan başka.

Bir anlığına kalbine O’ndan başka bir şey girecek olsa, O’nun hemen kaçtığını görür. Ve yine anlar.. O sadece kendisine ayrılan temiz yerlerdedir. Korkuların, çıkarların ve yaratılmışların olduğu yerlerde değil. Anlaşılır bir şey değil mi? Sen evlatlarının sadece seni sen olduğun için sevmelerini istemez miydin? Senden koparabilecekleri için değil. Varlıkta ve yoklukta eşinin sadakati hakkında hiç şüphe duymamak hakkın değil mi? Senin için bile böyleyse, O çok daha fazlasını hak etmiyor mu?

Zaman geçtikçe hastanın tedaviye gitmesi gibi, terk edilmiş, hasta veya kimsesizlerin yanında görünmeye başlar, aradığını oralarda bulmuştur çünkü. Kasasındaki parayı kendi başarısına bağlayıp yeryüzünde gururla gezenlerin değil, bir evsizin 10 günlük yiyecek parasına eş değer kahvesini yudumlarken, içten içe çok sevildiği ve doğru yolda olduğu için bunların kendisine verildiğini düşünenin yanında da değil. Hele kendinden altta olanlara aşağılayarak bakıp herkese nasihatler verenlerin yanında hiç değil. Öyle olsaydı zavallı İsa varlık içinde yüzerdi. Yetim Muhammed açlıktan karnına taş bağlamazdı.

Allah en değerli olandır fakat kendisini size ücretsiz verir. O’nun bir bedeli olsaydı eğer, kimse satın alamazdı.. Peygamberleri bile.

Yediğinden satın alıp verdiği, cebine birkaç sent koyduğu zavallının sevinçle bakan gözlerinde bulur O’nu. Sevecek kimsesi olmayan çocuğu sevindirdiğinde görür. Aylardır ziyaretçisi gelmeyen o yaşlı kadına her şeyin iyi olacağını söyleyip avucuna bir şeyler sıkıştırdığında, umut dolu bakan o gözlerde bulur aradığını.

Musa’nın Tanrı’ya “Rabbim, Seni nerede arayayım?” diye sorması üzerine, “Beni kalbi kırıkların (mahzunların) yanında ara.” Diye cevap vermiştir.

Ve yine, “Yüce ve ulu olan, sonsuzlukta yaşayan, adı Kutsal olan şöyle diyor: ‘Ben yüksek ve kutsal yerde yaşarım; ama alçak gönüllülerle, ezik ruhlularla da birlikte olurum; alçak gönüllülerin ruhunu canlandırmak, ezik ruhluların yüreğini diriltmek için.'” İşaya Peygamber (57:15)

Son olarak: “Hazine ararsan yıkık yerlere bak. Padişahın lütfu, mukadderatın cilvesiyle hep kırık kalplere, çaresizlere yönelir.” Demiştir Mevlana.

Acıların kalpteki Allah tarafından beğenilmeyen her şeyi yakıp yok etmesi sebebi ile bu durumun böyle sonuçlanması son derece doğaldır. Kibirle gezenleri dikkatle izleyin, acıları arttıkça başları aşağıya doğru inecektir. Allah’a yaklaşma isteğinize karşın şeytan sizi fakirlik ve zavallılıkla korkutmaya çalışacaktır. Hatta bu yazıyı okurken birkaç kez denemiştir bile muhtemelen. Burası kesindir ki, Allah en değerli olandır fakat kendisini size ücretsiz verir. O’nun bir bedeli olsaydı eğer, kimse satın alamazdı.. Peygamberleri bile.

“Ben gizli bir hazine idim, bilinmeyi istedim (sevdim) ve mahlukatı yarattım” Kutsi Hadis

Çıkarların ve korkuların hayata ve insana hakim olduğu bu çağda merak edip O’nun peşine düşen sayısı bir milyonda, belki de on milyonda bir’dir. Olsun.. Ben yine de söylemiş oldum. Sana faydalı olanı istersen, benim değil, yukarıda isimlerini yazdığım o ulu insanların sözlerini dinle. Bir gün zavallı, perişan birine yaklaşma fırsatı bulursan eğer, senin gibi birini tanıyorsan ona konum at. Ona Allah’ın yerini bildiğini ve gelmesini söyle. O’na söyleyecek bir şeylerin veya isteyeceğin varsa bu gönlü kırıkların yanında iste. O’nun olmadığı yerde O’nu boşuna arama.

About the author

admin

Bana göre dinler ve felsefeler, insanlığı İlahi olana yönlendiren birer araçtır. İbrahimî geleneklerden seküler düşünceye kadar, hakikati nerede olursa olsun ararım; fikirleri, onları benimseyenlerin kusurlarına bakarak yargılamam. Doğru olanı alır, gerisini bırakırım.

Odak noktam dogmalar değil, insanın varoluşsal durumu ve anlam arayışıdır. Körlemesine bir kesinliktense samimi bir sorgulamaya değer veririm; tartışmaları kazanmak için değil, okurlarımla birlikte varoluşun ve Yaratıcı'nın derin gizemini keşfetmek için yazarım.

Leave a Comment