İnsan & Hayat

Rızık nedir?

Rızık nedir? Sorusu için yazdığım makaledeki ai resim çalışması.
Written by admin

Sana lazım olan zaten önceden verilmiştir, biraz dikkatlice etrafına bakınırsan onu bulacaksın. Hem de sana tam olarak gerekeni, o ihtiyacını tam olarak görecek olanı. Yetecek kadar, lazım olan kadar. Sana gereken ister inan ister inanma, ihtiyaçtan önce gelmiştir.

O sana gerekeni bulman için, söz konusu olan ihtiyacının oluşmasından bir süre öncesine bakmanı tavsiye ederim. Oralardadır, önceden gelmiştir. Önce gerekecek olan, ardından gereksinim gelir. Bu her zaman böyle oldu, her zaman da böyle olacak. Bu konu bizimle yani ihtiyaç sahipleri ile ilgili değil, tamamen ve yalnızca Yaratıcı ile ilgilidir.

Çoban sürüsünü oraya ot var diye sürmemiştir, orada sürü gelecek diye ot vardır. Sürünün ihtiyacı o anlık ise de, çorak toprağın yağmurla yeşertilmesi ve ot çıkması bir süreçtir.

“Olmadı ama eldekiyle idare ettik” sözünü çok duymuş ya da söylemişsindir. İşte o “eldeki” denen şey aslında sana lazım olan ve işini görecek olandır ve nihayetinde işin görülmüştür de. “Şöyle olsaydı daha iyiydi” söylemleri boş konuşmaktan ibarettir. “Olsaydı” dediğin şeyi gereksinim etseydin, hiç şüphesiz o da verilirdi. Sen lazım edeceksin, ihtiyaçları tek karşılayan Allah verecek. Bu, bu kadar net ve basit. O ihtiyaca göre verir. Çoban sürüsünü oraya ot var diye sürmemiştir, orada sürü gelecek diye ot vardır. Sürünün ihtiyacı o anlık ise de, çorak toprağın yağmurla yeşertilmesi ve ot çıkması bir süreçtir.

Aynı zamanda buzdolabındaki yiyecekler de sen satın aldığın için değil, ihtiyacın olacağı için yaratılmışlar diye oradadır. Giyerek ve kullanarak tüm tükettiklerin ve eskittiklerin de bu durumdadır. Bunlar senin için ezelde tayin edilmiştir ve ne az bir şey eksiği ne de fazlası olur. Allah insanla birlikte onun ihtiyaçlarını da yaratmıştır. O, yoktan yarattığı insanın ve diğer mahlukatının şimdi ve sonra neye ihtiyacı olacağını, ihtiyaç duyandan daha iyi bilmektedir de, insan kendisine gelmeyecek olan için kendisini mahveder durur.

“Bu nedenle size diyorum ki, ‘Ne yiyeceğiz?’ ya da ‘Ne içeceğiz?’ diye canınız için kaygılanmayın… Gökteki kuşlara bakın; ne ekerler, ne biçerler, ne de ambarlarda yiyecek biriktirirler. Göksel Babanız yine de onları doyurur. Siz onlardan çok daha değerli değil misiniz?” Dağdaki Vaaz (Matta 6:25–34)

Elbette az alana ve çok alana Allah’an başka verecek olan yoktur. O kimine çok, kimine ise az verir. Azdan kastım görecelidir. Az neye göre az? Çok neye göre çok? İhtiyacın fazlasına çok, ihtiyacı karşılayamayacak kadarına az denir. Yetecek olan tam kararıdır ve en iyisidir. İnsanların neredeyse tamamı çok parası olsun ister. Çok parayı, çok şey satın almak için ister. Çok şey satın almayı, çok şeye sahip olmak için ister. Çok şeye sahip olunca rahat, sağlıklı ve güvende yaşayacağına inanır. İşte burada yanlışın en büyüğünü yapar böyle düşünerek ve inanarak. Rahatlık, selamet ve sağlık Allah’ın cebindeki ayrı ayrı nimetlerdir. Dilediğine, dilediği kadar verir.

Bir insana çok para verdi diye ona rahatlığı, sağlığı ve güvenliği de verecek diye bir şey yoktur, ve O buna mecbur da değildir. Kişi parası var diye bu nimetlere sahip olabileceğini boş yere düşünür. Kamu hastaneleri ne kadar doluysa, özel ve pahalı hastaneler de o kadar doludur. Fakirlerin başında ne kadar çok dert varsa, zenginlerin de o kadar derdi vardır. Sadece derdin türü ve hacmi değişiktir. Bir insanın eşiyle ve evlatlarıyla bir akşam yemeğinde aldığı keyif veya sevdiği biriyle birlikte evde filim izlerken hissettiği huzur, birçok varlıklı insanda bulunmayan bir şeydir. Acaba hangisi daha pahalıdır?

Zengin, zengin olduğu için daha çok yaşamaz. Çoğunlukla zenginlerin defnedildiği (varsa) mezarlıklardaki mezar taşlarına bakın, ortalama insan ömrü ne ise o kadar yaşadıklarını görürsünüz. Herkes gibi.

Para, derdiyle birlikte gelir. Rakamlar yükseldikçe güvenlik endişesi, dalgalanan piyasalarda onu kaybetme korkusu ve eğer kaybedilirse onunla birlikte kaybedilecek şeylerin sayısı da artar. İnsan ne kadar şımarırsa o kadar kendini yüksekte görür fakat, ne kadar yüksekten düşerse o kadar çok hasar alır. Eğer bir aracınız yoksa, sabahın dördünde öten alarm için endişelenmenize gerek yoktur. Eğer varsa, aracınızın bedeli ne kadarsa o kadar endişelenirsiniz. Bu bedel nakdi karşılığı olan piyasa değeri değil, kalbinizdeki değeridir. Zengin, zengin olduğu için daha çok yaşamaz. Çoğunlukla zenginlerin defnedildiği (varsa) mezarlıklardaki mezar taşlarına bakın, ortalama insan ömrü ne ise o kadar yaşadıklarını görürsünüz. Herkes gibi.

Yaratıcı ne kadar ömür tayin ettiyse o kadar. Ne bir nefes fazla, ne de eksik. 80 yaşına kadar yaşamış varlıklı bir insanın hayatını mercek altına yatırırsanız, bir insan ömrü boyunca ne kadar yer-içerse o kadarını yiyip içtiğini, başkası ne kadar eşya giyip tükettiyse o kadarını tüketip eksilttiğini görürsünüz. Zenginin birden fazla midesi veya birden fazla vücudu yok ki. Sadece yemekten sonra daha fazla hesap ödemiş, harcadıklarına etiket veya markaları için daha fazla ücret ödemiştir. Eğer bu bir mutluluk veya ayrıcalıksa onun için, sadece gülünür. Bir zerresini bile giderken götüremeyeceği şeylerin günahını, önden göndermiştir hesap gününe. Az eşyanın ise en azından böyle bir riski yoktur.

Gel gör ki insan ancak, bir şeyleri başarırsa veya çok emek harcarsa Allah’ın nimetlerine kavuşacağına inanır da, başkasının elindekine göz diken hırslı bir yırtıcı olur sonunda. Halbuki başarısız olduğu veya hiç çalışmadığı ya da az çalıştığı zamanlarda bile sofrası hep doludur da bunu hiç düşünmez. Daha çok çalışan insanların daha fazla kazandıkları elbette doğrudur fakat bu sadece gayretinden dolayı Allah’ın verdiği fazladan bahşişidir. Eğer çalışılarak alınsaydı, hamallar dünyanın en zengini olurdu. Allah, dilediğine, dilediği kadarını verir.

Önemli olan kime ne kadar değil, kime neden verdiği veya vermediğidir. Zavallı insan; bu korkularıyla huzur bulamaz hiç. Bir kez bıraksa kendisini kaderine, ve verilenin aslında kendisi için en uygun olduğunu anlasa, hem kalbi, hem aklı hem de ruhu rahat edecek. Gelecek olan gelecek başkası değil. Olacak olan olacak, fazlası değil. Hayvanların rızık endişesi olmadığı için insandan çok daha fazla huzurludurlar. Onlar yarın ne yiyeceklerini düşünerek tasalanmazlar. İşte insanı bu hale getiren ancak, Allah’ın kudretine güvenmemesidir.

“Kuşlar yarını düşünmez ama Allah onları asla unutmaz. İnsanın kaygısı, Allah’ın cömertliğine olan inançsızlığındandır.” Assisili Aziz Francis

Nedense az ile yetinmek, yetene kanaat etmek ve elindekiyle yetinmek gibi kavramlar insanı hep korkutmuştur. Bu yüce ahlaklar hep yoklukla, fakirlikle özdeşleştirilmiştir. Halbuki zengine de fakire de aynı Allah verir. Fakire lazım olan ekmeği ve yatacak yeri de, zengine lazım olan jeti veya tekneyi de veren ancak O’dur. Zengine ayrı, fakire ayrı Allah yoktur. Mesele burada eşyayı lazım etmektir. İnsana bir şey lazım olunca, ihtiyaçları karşılayan ancak Allah’tır. Allah’ın vermediğini kimse edinemez, ne kadar parası olursa olsun. Nice zengin vardır, huzuru veya sağlığı yoktur veya bir fakir kadar güvenliği yoktur. Bu nimetlerin her biri ayrı şeylerdir. İnsanın rızkını düşünmesi onun işi değildir. Mezarlarda yatanların hiç birisinin Allah’tan alacağı kalmamıştır. Hepsi alacağını almış, tüketeceğini tüketmiştir.

Bu yüzden evlat, sen temiz yolda ol ve çok çalışarak kendini sürekli geliştirerek faydalı olmayı gözet. Bir şeyi istiyorsan, onu kendini gerekli et ve sabırla işlerinin sonucunu seni yaratana bırak. Zamanı gelince, sen en uygun olduğun zaman lazım olan gelecektir. O bir sentlik bir şey de olsa, milyon dolarlık bir şey de olsa. Fiyatı ne kadar pahalı olursa olsun, senden değerli değildir sana kendi ruhundan bahşedenin gözünde.

“Rızık, arayana değil; aranana yönelir. Sen sabretmesini bilirsen, rızık seni bulur.” Rumi

About the author

admin

Bana göre dinler ve felsefeler, insanlığı İlahi olana yönlendiren birer araçtır. İbrahimî geleneklerden seküler düşünceye kadar, hakikati nerede olursa olsun ararım; fikirleri, onları benimseyenlerin kusurlarına bakarak yargılamam. Doğru olanı alır, gerisini bırakırım.

Odak noktam dogmalar değil, insanın varoluşsal durumu ve anlam arayışıdır. Körlemesine bir kesinliktense samimi bir sorgulamaya değer veririm; tartışmaları kazanmak için değil, okurlarımla birlikte varoluşun ve Yaratıcı'nın derin gizemini keşfetmek için yazarım.

Leave a Comment